Bir şehrin iyi yetişmiş adamları, siyasetçileri yoksa o şehrin hali haraptır...

                                  

Dün, geç vakit dostum Gazeteci Mustafa Alyaz’ın son köşe yazısını okudum. Siyasetçilerle ilgiliydi! Okuduklarım beni bu yazıyı yazmaya sevk etti.

Birazcık uzun ama keyf alacağınızı umut ediyorum.

***

Size bir hikâye anlatacağım! Gerçek bir mesele…

Şehit Evliya’yı bilirsiniz. Hani Maraş Milli Mücadelesinin başkahramanı. Onun ad sahibi bir aile büyüğü İbrahim Evliya Efendi!

Babası Raşit Bey aydın adam, evladını okutur!

İbrahim Evliya İptidayi ve Rüştiye’yi Maraş’ta okur sonra İstanbul’da hukuk okur.

Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenir. Bidayet Mahkemesinde çalıştıktan sonra Dersaadet İstinaf Mahkemesine aza olur. Sonra da Evkaf Nezareti müdürü olur. Meşihat-i Ulya Müsteşarlığına yükselir.

Bu çalışkan yiğit Maraşlı başarılarından dolayı Sultan Mehmet Reşat Han’ın dikkatini çeker. Lafı çok uzatmayayım, hanedanın kızlarından biriyle evlenir. Çevre edinir, İstanbul’da ve Osmanlı mülkünde tanınır bir adam haline gelir.

Bir gün  Sultan Mehmet Reşat Han ile aralarında şöyle bir konuşma geçer;

“Efendim ben Maraşlıyım, evet burada evlendim, vazifem de burada ama nihayetinde benim yurdum, köküm Maraş’tadır.  Bizim Maraşlılar, bir adam önemli bir mevkie yahut makama gelirse onun şehrine faydalı olmasını beklerler. Eğer bekledikleri gibi bir gelişme olmazsa; adam Maraşlı, çok da iyi yerlere geldi ama doğup büyüdüğü, ekmeğini yiyip suyunu içtiği şehrine bir faydası dokunmadı. Şehrine faydası olmayan bu adamdan hayır gelmez, vefasızmış derler. Eğer müsaade buyurursanız, Halep’te vakıflara ait birikmiş külliyetli bir para var. Bu parayı bana kullanma müsaadesi verirseniz şehrimde kullanayım. Maraş’taki vakıflara ait çürümüş, kullanılmaz hale gelmiş bir iki camiyi yaptırtayım,” der ve ekler.

“Maraş’ın Acemli mahallesinde doğdum, büyüdüm. Burada bir cami var!

Zat-ı Şahaneleri emir buyururlarsa, şehrime gidip bu caminin tadilatı ve tamiratıyla ilgileneyim. Hemşerilerimin duygularına muhatap olup gönüllerini kazanayım. Maraşlının dilinde de gönlünde de hayırla onurlanıp hayırla anılayım,” der.

Sultan Mehmet Reşat Han, İbrahim Evliya Efendi’nin anlattıklarına hak verir ve isteğini makul karşılar. Sultan Mehmet Reşat’ın müsaadesini aldıktan sonra Halep’e gider. Halep’ten heybeler dolusu altını alıp Maraş’a, caminin tadilatı ve eksiklerinin giderilmesi amacıyla getirir.

Acemli Camii!

İbrahim Efendi, caminin tadilatının mümkün olmadığını gördüğü için caminin yıkılarak yeniden yapılması için derhal harekete geçer. Caminin inşası için biri Türk diğeri Ermeni olmak üzere iki usta vazifelendirir ve işi tamam eder. 

Maraşlılar, yerden oldukça yüksek ve geniş çaplı kubbesiyle Acemli Camiini merakla gözler, kubbenin çökme ihtimali üzerine kafa yorarlar. Caminin yapımı boyunca yakından takip ederler ve neticede bekledikleri gibi olmaz, caminin kubbesi çökmez ve merakları da nihayete erer. Acemli Caminin Türk ustasının adı Nacar Ali’dir. Nacar Ali, yaptıkları cami ile anılır.

İbrahim Evliya Efendi, Acemli Camii’nin yapılmasının ardından bu kez de Boğazkesen Camii’nin yaptırılması için harekete geçer. Ustalar tutar, plana uygun caminin yapımını sağlar. Boğazkesen Caminin de yapılmasının ardından doğup büyüdüğü, ekmeğini yediği, suyunu içti şehrine vefa borcunu ödemiş olmanın mutluluğunu yaşar. Maraş halkı hizmetlerinden dolayı onu sever, saygı gösterir hatta şehrin hatırlı insanları içerisinde anar.

            ***

Devir değişti! Artık demokrasi hâkim.

Peki Maraş’ın algısı değişti mi?

Şehirde yetişen, önemli devlet imkânlarına sahip kişiler için Maraşlıların düşüncesi değişti mi?

Gerçi bir de Eski Kültür Bakanı, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın gündem olan bir sözü var! “Kaht-ı Rical”.  Hani UNESCO Edebiyat Kenti Lansmanında söylediği şehre ve şehrin yetişmiş adamının olmadığına dair konuşması.

Mustafa Alyaz da “Kaht-ı Rical” mevzusunu neredeyse 2 yıl sonra 13 Mayıs 2022’deki köşe yazısında tekrar gündeme getirmişti.

Buradan hareketle aslında şuna gelmek istiyorum!

24 Haziran 2018’de Kahramanmaraş’tan milletvekili olarak TBMM’ye giden Kahramanmaraş Milletvekilleri için hem İbrahim Evliya Efendi’nin hikâyesinden hem de siyasi arenada birlikte şehri temsil ettikleri Mahir Ünal Bey’in sözlerinden bir kıssa çıkardılar mı acaba?

Yahu arkadaş yarın aday edilmeyebiliriz! TBMM’deki vazifemiz bitiyor!  Biz bu şehre ne kattık? Maraşlıların hafızasında nasıl bir yerimiz var? Adımız neyle özdeşleşti? diye hiç düşündüler mi acaba? Partisiyle birlikte veya partisinden bağımsız, halkın kendileri haklarında ne düşünüyor, bir anket yaptırdılar mı? Ben makamı layık-ı veçhiyle temsil edebildim mi? Aldığım sorumluluğu yerine getirdim mi?  Kahramanmaraşlılar benim hakkımda ne düşünüyor? …

Bazı şeyler talih… Talih bazen talihsizlik olarak da yazılır haneye.

Mesela; Ak Parti’den mevcuttaki vekillerden birinin yerine Türkislam Karakoç TBMM’ye gitseydi…

CHP’den Ali Öztunç yerine Selim Sümen veya Ali Öztunç yerine İyi Parti’den Faruk Atlı ya da Bülent Meşe! MHP’den Sefer Aycan yerine Zühal Karakoç Dora meclise girmiş olsaydı… Veya mevcuttaki milletvekilleri yerine genel başkanlar tarafından diğer adaylar tercih edilselerdi acaba Kahramanmaraş daha iyi bir yerde olur muydu? İnsan düşünmeden edemiyor.

Seçime 1 yıldan az kala; manzara şehirle özdeşleşen milletvekilleri değil, partileriyle özdeşleşen milletvekilleri. Mustafa Alyaz’ın yazısını okuyunca da yakın gelecekteki seçim için içimizde zerre umut tanesi kalmıyor. Allah şehrin yardımcısı olsun, parti genel başkanlarının ve onların şehirdeki temsilcilerinin vicdanına terk edilmiş bir Kahramanmaraş şuana kadar iyi bir çizgide gitmedi. Allah yetişmiş adamlarımıza “İbrahim Evliya Bey’in bakabildiği pencereden bakmayı nasip etsin inşallah!